Aralık 27, 2009

Okuyana Mektup

sana mektup yazmak bugüne kadar aklımın ucundan bile geçmemişti. geçseydi ve daha önce oturup yazabilseydim, herhalde her iki satırdan birini senin için boş bırakırdım. ya da, senin için, içleri harflerle dolu çeşitli boşluklar yaratırdım sayfaların yüzünde. senin için de değil aslında, bunu, mektup dediğimiz metnin metin olabilmesi için yapardım. bir bakıma, seni düşünmeksizin senin için.

işte, şimdi bile bu mektubu yazarken yukarıdaki paragrafı arada bir tekrarlamayı nasıl arzu ediyorum bilemezsin. aklımdaki geçmişin gölgesine oturup yüzümü geleceğe doğru dönerek onu değişik şekillere sokmayı, bu şekillerin arasından birini seçmeyi, seçtiğim şeklin üstünü öteki şekillerin tadından oluşan yumuşak bir sisle örtmeyi ve kelimeleri bu sisin altından çıkarıp tek tek güneşe tutmayı da arzu ediyorum aslında. bunları yaparken her şeyi, ama her şeyi unutup sadece yaptığım şeyin kendisine dönüşmeyi de arzu ediyorum hatta; dünya dediğimiz şu daracık genişliğe oradan, ruhunda bütün harflerin ruhunu taşıyan zamansız bir harf gibi bakmayı da arzu ediyorum.

az önce, her şeyi unutmaktan söz ederken, beni hayatın orasına burasına bağlayan her biri birbirinden sevimli zincirlerin, bilgi suretinde gezinip duran netameli dağların, bakış alanımı daraltan duvarların ve bunlar gibi daha başka varlıklarla çeşitli yoklukların yanı sıra seni de kastettim tabii. zaten, masaya oturmadan önce benim yapmam gereken en önemli iş seni unutmaktır biliyorsun. unutamazsam, asla yazamam çünkü; elimde kalem, öylece kalakalırım kâğıdın başında. ardından da, ne kadar uzak ve anlayışlı olursan ol, özgürlüğümün senin varlığınla kuşatıldığını düşünürüm. bakışlarının, ne yapıp edip benim atacağım adımları şekillendireceğini düşünürüm sonra. dahası, senin varlığında eşsiz güzellikler oluşturan bazı zayıf noktaların beni kışkırtacağını, içimde uyuyan ezeli boşlukları harekete geçireceğini, bu hareketlerin de beni tutup sana yaranmaya çalışan tuhaf bir kılığa sokacağını düşünürüm. doğrusu, hayalimde büklüm büklüm bazı gölgeler belirir de, yüzüm içe doğru nar gibi kızarır böyle zamanlarda. bir yandan da, fena halde korkarım tabii. sana yazmaktan değil, senin için yazmaktan korkarım. başka bir ifadeyle, senin için yazmakla sana en büyük kötülüğü edeceğimden korkarım.

işte, bu yüzden, yazmak için kâğıdın üzerine eğildiğimde, yazdıklarım ille de bir yere varacak, bir yeri aşacak ve varıp aşacağı yere ille de bir işaret koyacaksa, oraya seni değil kendimi koyarım ben. sonra, kendimden bana doğru yavaş yavaş birtakım ayak sesleri gelmeye, benden de kendime doğru yüzlerce yıllık, küf kokulu yaprak hışırtıları uçuşmaya başlar. bunların ardından, her biri ayrı telden çalan, mesafe suretine bürünmüş yazı cinleri çıkar ortaya. sayfalardan taşıp hayatın yüzünde gezinen upuzun kuyruklarıyla akıl şeytanları çıkar sonra, cümle boşluklarından oluşmuş dağlar, kelime kelime genişleyen ovalar, ovaların içinden şehirler, şehirlerin içinden de insanlar ve melekler çıkar.

öylece, sen aklımdan adamakıllı silinir, bir bilinmeyenken hiç bilinmeyen olursun. zaten, seni olsa olsa sezerim ben, istesem de bilemem. sen de, abartılacak kadar sıradan bir hayat yaşayan bu adamı bilme bence. çünkü, her zaman için sezmek, bilmekten daha iyidir.


Harfler ve Notalar
Hasan Ali Toptaş

Aralık 26, 2009

EPİCA/ MEMORY (From the musical Cats)



2004 tarihli We Will Take You With Us isimli albümünden yumuşacık bir şarkı.

EPİCA/ MEMORY (From the musical Cats)

ORPHANED LAND/ THE CALM BEFORE THE FLOOD



2004 tarihli Mabool isimli albümünden akustik bir güzelleme. Üçüncü dakikada bir görünüp kaybolan vokal daha çok ses etseymiş keşke.

ORPHANED LAND/ THE CALM BEFORE THE FLOOD

SAVOY GRAND/ THE PLAN



Geçtiğimiz aylarda piyasaya çıkan From Accident Book isimli albümünden. Albüm paylaşım sitelerine henüz düşmedi ama eski albümlerinden güzel birkaç şarkıyı ekliyorum buraya. Arm The Lonely isimli güzel şarkısını özellikle tavsiye ederim.

Savoy Grand/ Arm The Lonely
Savoy Grand/ Empty Roads
Savoy Grand/ Fourcandles - From Accident Book, 2009

Neden bu kadar çok dizi izliyoruz?

Ev içinde bir anket:

Eğlenceli bulduğum izlediğim diziler: South Park.

Etkisinde kaldığım diziler: Carnivale, Six Feet Under.

Düzenli olarak izlemediğim ama denk geldiğinde izlediğim veya izlemiş olduğum diziler: The Big Bang Thery, CSI NY, Ghost Whisperer, Merlin, Two And A Half Man.

Popüler olmasına rağmen izlemekten geri durmadığım diziler: Nip Tuck, Prison Break, Lost, Dexter.

Anne ve babamın aynı kulvarda buluştuğu ve düzenli olarak izlediği diziler: Hanımın Çiftliği, Kasaba, Deniz Yıldızı, Adanalı, Arka Sokaklar, Ezel, Ömre Bedel. (Cevaplar böyle)

Küçük kardeşimin izlediği diziler: Ezel ve Kuşlar Vadisi, Arka Sokaklar. (Siz buna polisiye dizi mi diyorsunuz?)

Benim izlemiş olduğum Türk dizileri: Ben çok küçükkene: Süper Baba. (Çünkü Bennu Yıldırmlar´ı seviyorum)

Şimdilerde denk gelirse; Geniş Aile.

Neden? Çünkü içinde silah olmayan, kan akmayan, sevimli ve samimi bir dizi.

Türk dizlerine genel bir bakış atalım. Silah, şiddet, akacak kan bol miktarda mevcut. Çocuklarımızı uzak tutmalıyız bla bla. Peki biz yetişkinler kötü etkilenmiyor muyuz?
Etkilenmeyi bir yana bırakın: Türk dizileri izlersek aptallaşırız gerçekten. İstisnaları ayıralım tabi ama genelde kötü ürünler… İnsanlar da kendilerini korumalı, bu diziler ekranından uzak durmalı.

Düşündüğün ya da düşlerinde biçimlendirdiğin gibi idealist olmayı bıraktığın anda basit yaşamın aksettirdiği gibi basit bir yaşantıya mahkûm olursun, basit düşünmeye başlarsın.
İşten eve, evden işe, tv izle, okey, kağıt oyunları oyna, eve dön, alışkanlıklardan ötürü seviş, çocuk yap, işe git, evine dön, tv izle bla bla.

Türk dizi ve yabancı dizi arasında nicel, nitel farklar var evet yine de bu kadar çok dizi neden izliyoruz? Başka ne yapabiliriz?

Türkçe müzik peki? Bunların da bol miktarda kötü örnekleri mevcut. Bunları dinleyen halkım da azımsanmayacak ölçüde. Bu dizleri izleyenler genellikle de Posta Gazetesi okuyanlar. Güzel üçleme. Sıkıldım doğrusu.

TAMBOR/ MAR SOU AZUL



2009 tarihli Noite De Inverno Electrico (Live) isimli derlemeden. empehüç daha net.

TAMBOR/ MAR SOU AZUL

SEABER/ HANDS REMEMBER



2007 tarihli The Ghost That Carried Us Away isimli albümünden.

SEABER/ HANDS REMEMBER
Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz
Biçim vermediğimiz şeylerin
Biçimini alıyoruz.


1.

şu anda üç dört portakal almak, getirmek sana,
sana tuzlu badem,
kabakçekirdeği.

Şu anda hiç bir şey mümkün değil.
Şu anda her şeyden ayrı, her şeyden uzak
ve her şeyden mahrumum ben.


2.

Biz ki zamanı tırnak içine alıp yaşadık
(İsteğin bulanık kıyısında).

Bundan değil midir bizim aşkımızda
Sürekli bir akşam hüznü vardır.


3.

vakti geldi kunâla
dünyayı göreli çok oldu
tam kırk yılda seni buldum kunâla
bu can tenden geçmeden
bu dünyadan göçmeden
bir kerecik sevmek çok değil


4.

kış geldi sen gelmedin, oysa dudakların
ve kar beyazı gerdanınla bembeyazdın

soğudum yüzünde

kapadın kapısını yalnızlığın, kalbinin de
saçının her telinde binlerce kuş cesedi

kış geldi sen gelmedin ve avcuma bıraktın
karasevdanın kara örümceğini, ben ayazdım

boğuldum hüzünde

kış geldi kış geldi, sen gelmedin gelmedin
böyle naçar bıraktın hem beni hem kendini

sevdanın güzünde.


5.

kin'in ve ağzınla
bir ormanda bekliyorum seni
orda kır beni



6.

kaç gecenin çölüdür bu ayrılık
kaç şiirin dölüdür üstüme
örttüğün bu ince sessizlik
kalbim alış artık, kır kendini
kendi duvarında, sesini
kendi duvarına haykır.

tesadüfen birbirine rastlamış
başka başka aşklarsızın siz artık
geceyle gündüz gibi birbirine
ayrılmış. o ki rüzgar, bir zaman
senin çölünde kumlar uçurmuş,
o ki gece ve esmer, görmüyor
sahrayı, sesi içinde karışmış.

her ayrılıkta kendine saplanan bir hançer
kendi sabrını deneyen taş,
kendi uykusuzluğunda yatak oldun.
kül koy şimdi yanına korunun
seni kavuran onu da yakmasın.


7.

üç kere üç dokuz eder
bilirsin
birin karesi birdir
kare kökü de
bilirsin
"mutlu aşk yoktur"
bilirsin

ama baharda ya da dışarda
sonsuz göğün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez
garip bir biçimde
hep sonsuzdur

kare kökü de yoktur



8.

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya
Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar



9.

Nehir dediğin çölde kaybolur.
Toprağını gizler nehir dediğin.
Hiçliği tarif eden hiçliği anlar.
Yokluğa bürünmek o ilk anda.
Bir nehir tanıyorum
Kayboluyor
Bir çölün şehvetli karnında.
Bir ayan olma hali belki,
Ona en yakın göl
Kayıklarını tutarak içinde,
Balçığını yutuyor.
Ama biliyor ki,
Bir göl yutunca suyunu
Ortada kalır
Bir göl yutunca balıklarını
Kararır.

10.

ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
ben bulutları gösterirken,
"bulmacanın beş harfli yemek sorusuna" yanıt aramanla halkalanmış,
"aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı"
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
"bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? "
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.



11.

modern aşka üç gün
inanabilirdim oysa ben
uzun araştırmalar sonucunda
modern aşk konusunda
diyebileceğim beş satır birşey var
artık çok da kafamı yormuyorum doğrusu
diyeceğim şu:
bunu yapan biri var
bir ilişki bitiyor
kadın kadın olduğu için mi
erkek erkek olduğu için mi bitiyor
bunu yapan biri var.


12.

Öpüşümüz gizli olmalı
Öpebilirsek uzanıp kaderlerimizden öpmeli
Sıcak gözyaşı ve şikayetle
Ağzı konuşmaz kılan
Ağzımızda
Dilimizi şişiren ayrılık bademi
Senin elin söyler
Avucunun toprağa deyip donan çızgileri
Anlatır
İstasyon çayevini dolduran gebeyi
Aşkın
Şişen bir yara gibi gelişi
İçimizden iki yolcu gibi gideceğini



1. Dağ Başında/ A. Kadir.
2. Otağ/ İ. Berk
3. Kunâla/ A. Halet Çelebi
4. Beni/ T. Uyar
5. Bürde/ Refik Durbaş
6. Ayrılık/ Birhan Keskin
7. Sibernetik/ T. Uyar
8. İlk Yaz/ Gülten Akın
9. Allah´ın Çocukluğu/ Bejan Matur
10. Senin Korkularını Benim İnceliğimi/ Şükrü Erbaş
11. Modern Aşk/ Lale Müldür
12. Ve Çocuğun Uyanışı Böyle Başladı/ C. Zarifoğlu

Aralık 25, 2009

KRİSTİN ASBJORNSEN/ SNOWFLAKE



Bu yıl çıkan The Night Shines Like The Day isimli albümünden.

KRİSTİN ASBJORNSEN/ SNOWFLAKE

ALL MY FAİTH LOST.../ ABSENCE



Viola (vokal, flüt, piyano) ve söz yazari Federico (vokal, gitar) olmak üzere iki kişiden oluşan İtalya´dan çıkan grubun 2007 tarihli The Hours isimli albümdeki güzel şarkılardan biri, en güzeli belki de. Bir Empyrium havası var ki!

ALL MY FAİTH LOST.../ ABSENCE